Derslerimde hep anlatırım, bütünsel sağlık ve mutluluk halinin sağlanabilmesi için tüm bedenlerde bir denge ve harmoninin yaratılması gereklilidir.
Çünkü duyularımız vasıtası ile deneyimlediğimiz her şey tüm bedenlerimizi etkiler ve tüm bedenlerimiz tarafından metabolize edilir. Yani yediğimiz bir besin bizim zihinsel ve ruhsal bedenlerimizi de etkilerken, aynı şekilde egzersiz yaptığımızda veya hareketsiz bir yaşam sürdüğümüzde bundan sadece fiziksel bedenimiz değil, zihinsel ve ruhsal bedenlerimiz de etkilenir.
Veya aynı şekilde dua ettiğimizde sadece ruhsal bedenimizi beslemiş olmayız çünkü tüm bedenlerimiz birbirleri ile sürekli bir bilgi ve enerji alışverişi içindedirler. Yani herhangi bir bedeni direkt olarak ilgilendiren bir eylemimiz dengeleyici veya dengesizleştirici etkilerini en kısa zamanda tüm bedenlerimize sirayet ettirir.
Vedik bilgiler aynen şunu söyler: “Arınma ağızdan başlar; ağzımızdan içeri girenler ve ağzımızdan dışarı çıkanlar ile...”
Yiyip içtiklerimizin sadece kendi bedeninizi etkilediğini zannedebilirsiniz. Oysa beslenme şekliniz çerçevesinde dönüşen enerjiniz, etrafınızdaki insanları da etkiler.
Hele sözlerimiz! Ağzımızdan çıkan sözler adeta büyü gibidir. Hem bizi, hem de karşımızdakini direkt olarak etkiler.
Artık bugün bilim insanları da fiziksel bedenimizde tam olarak hazmedemediğimiz besinler ile zihinsel bedenimizde hazmedemediğimiz düşünce ve duygulardan ötürü oluşan toksinlerin fiziksel ve zihinsel bedenlerimizde eşzamanlı birikmesiyle, hastalıkların oluşmaya başladığını belirtiyor.
Bedenimizden tahliye edemediğimiz yani dönüştüremediğimiz duygularımız nedeniyle hem fizyolojimizde, hem de zihnimizde oluşan toksin yükü biz fark etmeden algılarımızı, düşüncelerimizi, duygularımızı, seçimlerimizi, kararlarımızı ve sonuç olarak yaşamımızı yönlendirmeye başlar. Omuzlarımızda, sırtımızda, kalbimizde, zihnimizde, karnımızda vb. bedenimizin herhangi bir yerinde birine karşı öfke, kin, affedememe veya korku hisleri beslemek zihnimizi ve bedenimizi adeta bir duygusal hapishane içinde tutar. Ve bu durum ironik bir şekilde affedemediğimiz kişiyi yani karşı tarafı değil, kendimizi etkiler. Oysa duygusal anlamda özgür olmak kendimizi çok daha hafif, iyi, neşeli ve bağımsız hissetmemizi sağlar.